Amatör Bir Denizcinin Mektubu

Sevgili Denizciler,

Nerelerdesiniz? Buralarda doğa bir başka… Kırmızısından sarısına, beyazından moruna toprak her renk çiçek açmış, deniz pırıl pırıl, hava nefis, rüzgar deseniz 15 knot’ı geçmiyor, dalga yapmıyor, tam yelkenlik. İnanın bahar gibisi yok. Doğayla birlikte siz de yenilendiğinizi hissediyor, yaşamdan bambaşka hazlar alıyorsunuz.

Göcek’ten başlayıp Knidos’ta bitecek bir seyrin satırları bunlar; herkesin yazdığı, hepimizin okuduğu, yelkencilerin çoktan tanıştığı bir rotanın bir Ankaralı gözüyle paylaşımı…

Belki de ilk göz ağrısı olduğundan Dalaman’ın Küçük Sarsala Koyuyla başlarız her daim. Ramazan Ağabey’i, Sezgin’i görmeden, tadamadan ekmeklerini/balıklarını dönemeyiz Peksimet’i.

Hep de karşıdan eser rüzgar inadına inadına, dalgalara mı bakacağız, yelkene mi derken her daim mi tutulur boyun? Çok yorulduk mu Aşı’dır ilacı. Soluganı fazladır ama korunaklıdır gece boyu. Hava güzelse Ekincik’e kadar olta sallanır arkadan, biliriz gelir bir Çingene Palamut’u.

İrfan Bey’in şaheseri Ekincik My Marina’dır bir durak sonrası. Takılır gözler zarif detaylara. Dalyan turuna buradan katılır kimi yelkenciler. Sazların arasından önce tenteler ile Türk Bayrakları salınır, sonra çıkar meydana tekneler. Ah ne muhteşemdir kaya mezarları! Yediniz mi bir de mavi yengeçleri, seyrettiniz mi caretta’ların şovunu, İztuzu’na uzaktan bile bakmak yeter işte o zaman. Zaten tüm denizler sizindir!

Yaklaştınız mı Marmaris’e geçmek olmaz Hollandalı’ya uğramadan. Atmanız lazım kendinizi serin, temiz sulara, yemeniz lazım o muhteşem yemekleri.

Eh özlediniz mi şehir hayatını, kırarsınız dümeninizi Marmaris’e; tramolalar Netsel, Albatros, Yat Marin’e… Yazın pek kalabalıktır, ışıl ışıl sahil, her telden müzik uyku tutturmaz denizciyi. Ne ayrılabilir, ne kalabilir insan!

Dediniz mi “vira bismillah”, bıraktınız mı sancağınızda Kadırga’yı alem karışır birbirine. Dinlenmiş vücut gelir kendine. Dalga bir yandan, rüzgar bir yandan… Anlarsınız özlediğinizi denizi, yelkeni…

Sert bir vadinin denizle buluştuğu noktada iyi gelir kısa bir mola: İşte karşınızda Çiftlik! Tepelerden koşarak iner rüzgar, silkeler sizi şöyle bir… Çivi gibidir suyu, hiç aramazsınız çayı, kahveyi.

Bambaşkadır Serçe Limanı… İki yanındaki yüksek burunlar yüzünden zor görünür girişi. İnsanın içini ürperten yüksek dağlar çıkar dimdik sudan. Kıyıdaki restoranın koya yerleştirdiği tonozlara bağlanıp olunur kıçtan kara. Sahipsinizdir gün batımıyla gökyüzündeki her bir yıldızı keşfetme şansına. Hele ay da yoksa… O yıldızlar, denizyıldızı olup suyu parlatırlar. Çayınızı kayan yıldızların eşliğinde içer, onların da bu güzelliği yaşayabilmelerini dilerken, çınlatırsınız sevdiklerinizin kulaklarını.

Az da olsa mesafe Bozukkale’dir bir sonraki durak; eski Loryma’nın surlarının yükseldiği liman… Kale surları doğa ile o kadar bütünleşmiş ki neredeyse imkansızdır seyir halinde görebilmek. Gün batımı ile doğa bir kere daha hayran bırakır insanı kendine. Kızıllık dağlara, dağlar suya karışır, yeşiller, maviler, kırmızılar suda dans eder. Huzur son safhadadır.

Symi Adasını iskelenizde bırakıp döndünüz mü burnu, kalırsınız kararsız! Yeşilova Körfezi karşınızda: Söğüt mü, Bozburun mu? İkisi de bozdur ama olmaz ayrı gayrı! Önce Söğüt, sonra Bozburun… Küçücük limanında Bozburun’un, demir atarsınız boydan boya. Varsa vaktiniz çıkarsınız Turgut Şelalesi’ne arabayla.

Artık sırada Hisarönü Körfezi… Aman dikkat Atabol Kayalığı’na! İlk durak mutlak Dirsek olmalıdır, Ağıl Bükü. Turkuaz deniz, korunaklı bir liman… İster demir atın, ister küçük iskeleye bağlanıp restoranın tadını çıkarın, ama mutlaka uğrayın.

Bırakırsanız eğer iskelenizde Kameriye ile Koca Ada’yı, görürsünüz sancağınızda Girneyit,  Kocabahçe ve Germe’yi. Varırsınız kavançalarla Selimiye’ye. Şöyle bir iç çeker sonra da şükredersiniz buralarda dümen tuttuğunuza. Meşhur Sardunya mı, yoksa usta denizci Çeto Kaptan’ın Girit Restoran’ı mı diye düşünmeye başlarsınız, sanki tek derdiniz buymuşcasına!

Yaklaştıkça Orhaniye’ye görürsünüz mavinin yeşile, yeşilin maviye büründüğünü. Lazımsa tedarik, buyurun Martı Marina’ya!

Kız Kumu’nu unutmamak gerekir. Efsaneye göre kralın kızı aşık olur bir balıkçıya. Buluşmak için gizli gizli kumsalda, kız ışıkla işaret eder yerini balıkçıya. Ama öğrenir Kral aşklarını, takip ettirir kızını. Bir gece yollar askerlerini, önce yakalatır kızını, sonra ışıkla işaret ettirir balıkçıya. Atlar kayığına balıkçı, çeker küreğini kumsala. Bilmez işareti yollayanın askerler olduğunu. Kız kurtulur ellerinden askerlerin, başlar koşmaya balıkçıya. Ama nasıl yetişsin koyun ucuna. Gönül bu, ferman mı dinler? Atar kendini sulara. Ve gerçekleşir mucize. Kızın her adımı dönüşür kumsala, askerlerinki gömülür bastıkça o suya. Kız koşar kayığa, ama asker sallar okunu balıkçıya. Lakin sarılmıştır balıkçı kıza. Derler ki o kızıl kumlar, kızın denize akan kanıdır… Bilmez kimse ne olduğunu balıkçıyla kıza, balıkçı alıp gitmiştir kızı…

Artık tramolalarla çıkış vaktidir. İskele bitmiş, sıra sancaktaki koylarda. Görününce Dişlice, yapın hemen sancak alabanda. Yok yok kapamayın yelkeni, çamların denize dokunduğu Bencik uzanır pruvanızda.

Gönlücek’ten Aktur’a, Aktur’dan Datça’ya uzanırsınız yelken yapa yapa. Biraz geç kaldınız mı yanaşmaya, yer bulmak zorlaşır Datça Limanı’nda. Midyeciler, dondurmacılar, restoranlar, incik boncukçular… Düşünün upuzun bir sahil yolu ile keyifli, sakin bir kıyı kasabası!

Olmaz mı ondan daha sakini? Olur tabi ki: Hayıt Bükü, nam-ı diğer Mesudiye. Pırıl pırıl denizi, muhtarlığa ait 10 teknelik iskelesi…

Bırakın sancağınızda birçok koyu, gelin Palamutbükü’ne, ama dikkat edin tali mendireğe. Hoş restoranlar, uzunca bir plaj, bir başka sakin kasaba…

Yine gelmişiz yolun sonuna… Lakin ne muhteşem bir son… Tarihin denizle, denizin güneşle buluştuğu, azgın denizlerden kaçıp nice denizcilerin sığındığı Knidos Büyük Liman’da bir son.

Gelin Sevgili Denizciler, gelin Türkiye’yi bir de denizden gezin. Dantel gibi işlenmiş yeşilin maviye kavuştuğu pırıl pırıl denizlerimize teknenizden girin. Doyasıya çıkarın Türk mutfağının tadını, görün bakir koylarımızı.

Saygı ve sevgilerimle,

N. Candan Tokyürek

 

(Bu yazım, Bodrum Milta Marina’nın 3 ayda bir çıkardığı derginin 5 numaralı sayısında, 2010 yılında yayınlanmıştır.)

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir