Fransa-Türkiye Transferi (I)

Sevgili Kaptanlarım, Değerli Denizseverler,

Bir bölümünüz biliyor, bir bölümünüz Facebook’tan takip ediyor, bir bölümünüz ise şimdi öğreniyorsunuz: Sahipleriyle birlikte Fransa’dan bir tekne transfer ediyor, 8 Nisan’dan beri Akdeniz’de seyrediyoruz. Canet-en-Rousillon’dan Roma’ya yaklaşık 400 mil yaptık. Ne oldu, neler yaşadık imkan elverdiğince yazmaya, paylaşmaya çalışacağım. Bizim için de sıfır bir tekneyi teslim almak, eksik gediğini tamamlamak, yabancı sularda seyretmek, marina ve barınaklara bağlanmak, giriş-çıkış yapmak çok çok önemli bir tecrübe oldu. Tekne alacaklara duyurulur 🙂

Kaptanın Seyir Defteri

Canet-en-Roussillon – Ajaccio Etabı, 260 mil (I)

9 Nisan 2011, Cumartesi

Sisler içinde yol almaya devam ediyoruz. Elimizde sis düdüğü, gözler çevrede olası bir karşılaşmaya hazır bekliyoruz. Sabah 9’dan beri görüş mesafemiz düşük. Eh bizden de kuru bir seyir çıkmazdı zaten!

*******

5 Nisan Salı gecesi Marsilya’ya inen uçağımızdan 15 parça ile ayrılarak şaşkın gözler eşliğinde taksi beklemeye başlıyoruz. Yaklaşık 1 saatlik bir sürenin ardından 3 dakikada otelimize varınca haliyle biraz pişman oluyoruz. Otel deseniz ayrı alem… Mail ile yolladıkları şifreyi girişteki kasaya girerek oda anahtarlarınızı alıyor, giriş kapısı ile odanızı da onunla açabiliyorsunuz. Avrupa’da her şeyi otomatiğe bağlamışlar!

Çarşamba günü ellerinde olmadığından navigasyonsuz kiraladığımız araba ile dura dura, sora sora tekneyi teslim alacağımız Canet-en-Roussillon’a varıyoruz. Paslanmış Fransızca’ma WD40 takviyesi fena olmuyor hani 🙂 Google’dan yaptığımız araştırma esnasında marinanın (2000 tekne kapasitelik) çok büyük olduğunu biliyor ama yolun bizi teknenin tam karşısına çıkartacağını bilmiyorduk. “Yok canım, o değildir, olmaz” sözleri havada uçuşurken sonrasında hakikaten o olduğunu öğreniyoruz. Temizlenmiş, pırıl pırıl bizleri bekliyor. O bir Beneteau, o bir Oceanis, o bir 46… Klasik yelken, baş pervanesi, ısıtıcı, klima, televizyon, dvd, en ilginci de pervaneleri her yöne döndürebilen joystick sistemi! Tekne motoryat gibi, her yöne gidebiliyor.

Sıfır teknede hiçbir malzeme olmadığı için epey bir alışveriş yapmak gerekiyor. Bunu da bildiğimizden tecrübe edinmiş denizcilerin tavsiyeleri, notları yanımızda. Zaten alyan takımları, projektörler, fenerler, yastık-çarşaf takımları, bıçaklar, tornavidalar, referans kitapları yanımızda. Boşuna getirmedik 4 kişi 15 parça bavulu! Geriye mutfak malzemeleri, erzak, filtreler gibi motora yedek parçalar, getiremediğimiz alet edevat takımları, su hortumu, fırça, battaniye, yastık gibi malzeme ve eşyalar kalıyor. Tüm bu alışveriş ve yerleşme 3 günümüzü alıyor. Acele etmiyoruz; hem tekneyi, hem kafamızı hazırlıyoruz. Arabasız tüm bu işleri halletmek neredeyse imkansız. Canet’de bu mevsimde açık yer bulmak kolay değil. Bir de öğle tatillerinin neredeyse 3 saat sürmesi insanın tepesini attırıyor.

Marina’nın tuvaletlerine erişmek için 10 dakika yürüyoruz. Kart sistemiyle çalışıyor, kartınız yoksa giremezsiniz. Tekneyi teslim edecek SAS firmasının patronu Pascal son derece yardımcı. 2 kart veriyor. Genelde temiz ama kasvetli, sabun dahi yok. Tek özelliği içerisinin iyi ısıtılması. Acaba Akdeniz boyunca düzgün bir duş-tuvalet bulabilecek miyiz diye düşünmeden edemiyoruz.

*********

Saat 13:50, koordinatlarımız 42° 14′ 13”K, 05° 39′ 13”D, teknemize ilk misafirlerimiz uçarak geldi. Hem de sorgusuz sualsiz içeri daldı, bir köşeye tünedi. Kırlangıç! Aç, susuz, üşümüş… Korkmadı, elimize alıp serpintiliğin içine yerleştirdik. Biraz ekmek, biraz su koyduk. Ne yiyor, ne içiyor.

*********

Düşüncemiz Cumartesi erken saatte yola koyulup 110 mil kuzeydeki Illes d’Hyeres’e, oradan da 160 millik bir seyirle Korsika’nın Calvi limanına erişmek. Tabi her zaman bir B, hatta C planı vardır ve o A planı hiçbir zaman uygulanamaz! Dün öğleden sonra aldığımız hava tahminleri Cumartesi gecesinden-Pazartesi akşamına kadar bölgede 6 bofor hava veriyor. Rüzgardan öte, kaldıracağı deniz bizi ürkütüyor. Benhür’le gözgöze geliyor, aynı anda “ne bekliyoruz ki hadi gidelim” diyoruz.

Tek eksiğimiz mazot. Onu da alabilmek için “capitanerie”ye haber vermek, onlara uygun bir saatte pompa başında bulunmak, yoksa kredi kartıyla kendiniz almanız gerekiyor. Yalnız sistem enterasan: Kredi kartınızı makinaya takıp “mazot alacağım” düğmesine basıyorsunuz. En fazla 99€’luk alabiliyorsunuz. Ne kadarlık alacağınızı girdikten sonra kredi kartınızı iade ediyor. İşte o anda koşarak pompayı yerleştirmeniz lazım. Yoksa işleme sil baştan başlıyorsunuz! Bizim deponun sadece dörtte biri dolu olduğundan üç kere koşturduk! Görüntü matrak tabi! Bu arada belirteyim pompacı da olsa yine en fazla 99€’luk alabiliyorsunuz! Tüm bunları kendimizin keşfettiğini düşünmeyiniz, Pascal her konuda olduğu gibi bunda da imdadımıza yetişiyor, bizimle mazot almaya geliyor. Koşturmaca esnasında Fransız gümrük botu karşımıza yanaşıyor. Biraz bakındıktan sonra yanımızda bitiyorlar. Pascal hala bizimle. Tekne evrakını veriyoruz, didik didik inceliyorlar. Ama bir şey anladıklarını söyleyemem. 5 tane adam evraklara boş boş bakıp “niye Amerikan bayraklı, niye buradasınız, nereden aldınız, bu evrak ne” minvalinden garip garip sorular soruyorlar. Kah ben, kah Pascal adamlara oflaya puflaya cevap veriyoruz. Meğer Amerikan bayrağından haz almıyorlarmış!!! Neden acaba???

Peki gidiyoruz da nereye? İlk gün için uzun seyir yapmaktan çekindiğimiz klasik rotaya dönüyor, 99° ile yaklaşık 260 mil sürecek Canet-Ajaccio rotasına dümen tutuyoruz. Saat 19:45, paldur küldür ne olduğunu anlamadan palamarları çözüyoruz. Hem biz güneşi, hem de güneş bizi uğurluyor. Şehrin ışıkları artık dümen suyumuzda. Heyecan, endişe, sevinç tüm duygular bir arada. Dualarımızı ediyor, bir süreliğine son telefon görüşmelerimizi yapıyor ve derin bir sessizliğe gömülüyoruz.

Rüzgar pek esmediği için, 1800 devir ile motor seyrindeyiz. Hızımız 5,5 deniz milinin biraz üzerinde. Henüz dalga olmadığından yemeğimizi pişiriyor, ay ışığında havuzlukta yiyoruz. Gözler etrafta, gemi trafiği yoğun. Kaptanımız Benhür, tekne sahibi bile olsanız tek yetkili Kaptandır, o da bir tanedir! Can yeleklerimizi giydiriyor, can askılarımızı taktırıyor, verdiği brifingde DAD (denize adam düştü) ve ilkyardım konularını bir kez daha hatırlatıyor. 3’er saatlik nöbet kararı veriyoruz. Saat 23:00 – 02:00 ile 05:00 – 08:00 arası biz hanımların, gerisi beylerin. Hava ayaz. Eldivenler, kar maskeleri, ne bulduysak giyiyoruz üzerimize. Gece 1 gibi ayın batışını izliyoruz. Tanker trafiği yoğun. Rüzgar artmaya (16-17 deniz mili), dalgalar bordadan gelmeye başlıyor.

Saat başı mevki alıp haritaya koyuyorum. Barometre, derinlik, hız, rüzgar hepsini defterime işliyorum. Saat 02:00’de 70 mili deviriyoruz. Hızımız 6 deniz mili civarı. Devir teslim yapıyor, dinlenmeye çekiliyoruz. Fakat ne mümkün, sanki çamaşır makinasına girmiş gibiyiz. Yatakta bir o yana, bir bu yana savruluyorum. İtiraf etmeliyim ki o yorgunlukla, o sallantıda uyumayı başarıyor, hatta nöbeti bile kaçırıyorum! Sabah 06:30’da Benhür’ün çağrısını alıyorum. Küçük el telsizinin biri kabinde, biri havuzlukta. “Pruvamızda seyreden savaş gemisi çağrı yapıyor, anlamıyoruz, ilgilenir misin?” Dinliyorum, bize değil. “Hadi siz yatın, ben ayıldım” deyip nöbeti teslim alıyorum. Tek başıma çok sıkılıyorum. Kara yok, gemi yok, sadece deniz, az da bir rüzgar… “Tek başına dünya turu atanların akılları başında mıymış” diye düşünmeye başlıyorum. Neyse ki Fuat Kaptanım uyanıp yanıma geliyor. O da ne yunuslar! Bir o yana, bir bu yana bizimle yarışıyorlar. Sonra bir bakıyoruz garip bir araç! Bot desek değil, tekne desek hiç değil. Denizaltı olduğuna karar verip şaşkınlıkla uzaklaşmasını seyrediyoruz. Yetmiyor, bir bakıyoruz sanki denizde yetişmiş bir ağaç! Nasıl yani? Üç koca dalı, dallarında da kuşları…

Sabah 9’dan öğlen 12’ye kadar havanın sisi devam ediyor. Hava 2 bofor, hızımız 6,4 deniz mili.

devam edecek…

 

(fotoğrafları mail ile yollamam zor olduğundan facebook’a yükledim, ilgilenenler bakabilirler. Facebook: N. Candan Sertçeoğlu)

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir