Fransa-Türkiye Transferi (II)

Canet-en-Roussillon – Ajaccio Etabı, 260 mil (II)

Dalgalar gün boyu azalıyor. Rahat hareket edebiliyoruz. Akşam saatlerine doğru üşümüş, aç kırlangıçlar hızlarını alamayıp içeri pike yapıyorlar. Farketmeyip basarız diye korkuyoruz. Alıp serpintiliğin içine yerleştiriyoruz. Hiç korkmuyorlar. Bir ara 7 tane sayıyoruz. Zaman zaman ayakkabılarımızı yuva zannedip tünüyorlar. Elimize alıp ısıtmaya çalışıyoruz. Tüm uğraşlarımıza rağmen tek tek ölüyorlar. Moralimiz bozuluyor.

İkinci gecemiz.. Hava soğuk, soğan gibi giyinip yeniden nöbete başlıyoruz. Minik fenerlerimiz ile kitap okuyarak zamanı değerlendiriyoruz. Ama her yeni sayfada gözler ufukta. Paralel seyreden, önümüzden geçen ışıl ışıl yük ve yolcu gemileri… Nöbet değişiminde eller, ayaklar buz kesmiş içeri giriyoruz. Ne eldivenler korumuş, ne üst üste giydiğimiz çoraplar. Isınmış kamarada 3 saatin nasıl geçtiğini anlamadan bir anlamda sızıyoruz.

Saatler geçiyor, miller akıp gidiyor… 260 mil, 39 saat sonunda 10:15’te Korsika’nın başkenti Ajaccio’ya varıyoruz (41°55’.21N, 08°44’.57E). İki marina ve aralarında bir gemi rıhtımı… Şehir merkezine daha yakın olan, kalenin eteklerine inşa edilmiş, 80’ninin misafirler için ayrıldığı toplam 260 bağlanma kapasitesine sahip Vieux Port’u (Port Tino Rossi) tercih ediyoruz. Günlerden Pazar, kanal 16’dan anons yapmamıza rağmen bizimle ilgilenen kimse yok. Çıkış yapan bir tekneye soruyoruz, “istediğiniz yere yanaşın” diyorlar. Bize en yakın ve boş olan parmak iskeleye bağlanıyoruz. Fakat henüz yanaşmamız bitmeden Fransız gümrükçüleri dibimizde bitiyor: “evrak ve pasaportlar lütfen”. Fransızca’nın faydalarını görüyoruz, çünkü hiçbiri İngilizce bilmiyor, belki de biliyor da konuşmak istemiyor! Bizim kağıtlar elden ele geçiyor, tekneye bakıyorlar, aynı sorular arka arkaya geliyor: neden Amerikan bayrağı, nereden geliyorsunuz, nereye gidiyorsunuz? Sabırla cevap veriyorum ama aralarındaki konuşmalardan neye baktıkları hakkında en ufak bir bilgiye sahip olmadıklarını anlıyorum. 10 dakika sonra teşekkür edip gidiyorlar.

İşler bitince marina ofise gidiyoruz. Kapıda duş ve tuvaletlerin 08:00 – 12:00 ile 14:00 – 18:00 arası açık olduğunu okuyoruz. Ne yapalım, bizim metabolizma da siesta yapacak! İçeri giriyoruz. Meğer tuvalet ve duşlar ofis binasının içindeymiş. Görevliyle karşılaşıyoruz. Önce basıyor fırçayı “niye benden izinsiz yanaştınız” diye, sonra gülümsüyor. Lafı uzatmıyoruz. Elektrik, su dahil geceliğine 45 Euro ödüyoruz. Internet yok. Mazot soruyoruz, “pompalar bakımda“ cevabı geliyor. Marinanın içinde bir restoran/cafe vari yer, bir marin dükkan, yelken okulu ve bazı teknik servisler mevcut.

En acilinden harita almamız lazım, çünkü Canet’de aradıklarımızı bulamamıştık. Giriyoruz dükkana, sevimli bir Fransız kadın yardımcı olmaya çalışıyor. Lakin ne sorsak yok! Yine de elimiz boş çıkmıyoruz. O da mahcubiyetinden bize bir indirim yapıyor. Şaşırmıyor değiliz! Diğer marinaya doğru yürüyoruz, “mazot var mı, varsa kaçla kaç arası çalışıyorlar” bilmek lazım. 830 sabit, 160 ziyaretçi bağlanma kapasitesi ile fena bir marina değil. Nispeten eli yüzü düzgün, daha hallice dükkan ve restoranların bulunduğu bir yer. Ancak gelin görün ki burada da mazot pompaları kapalı. Ne yapacağız? Öğreniyoruz ki Ajaccio’daki tüm pompalar bakımda. Rota değişikliği mecburi!

1 gün mola verip kendimize geliyoruz. Bu arada yağ ve filtre değişimini yapıyor, turistik sokaklarında dolaşıyor, bulduğumuz küçük pazar yerinden taze meyve alıyor, marketten de eksiklerimizi gideriyoruz. Belli ki Ajaccio yazın şenlikli bir yer. Bu mevsimde bile gün içerisinde gelen giden yolcu gemisinin haddi hesabı yok. Turistlere yönelik tüm dükkanlar açıkken, mağazaların büyük bir bölümünün hala kapalı olduğunu fark edince şaşırıyoruz. Ada halkıyla yaptığımız kısa sohbetlerden gidilip görülmesi gereken çok daha güzel şehir olduğunu öğreniyoruz, ama ada büyük, zaman dar. Artık başka bir bahara diyoruz. Türk olduğumuzu duyan adalılardan ya ülkemizi ziyaret ettiklerini ya da önümüzdeki yıllar için plan yaptıklarını dinliyoruz. Hoşumuza gidiyor.

12 Nisan sabah 6:15’te önce mazot takviyesi için 25 mil uzaklıktaki Propriano’ya (41°40’.66N, 08°54’.39E), sonra 60 mil uzaklıktaki Sardunya Adası’nın Porto Cervo (41°08’.24N, 09°32’.34E) limanına doğru “vira bismillah” diyoruz.

Saat 9’a doğru pilot kitaptan bulduğum telefon numarasını çevirip mazot imkanını soruyorum. Kibar bir bey “tabi ki bekleriz, ancak şu an bir motoryata servis veriyorum, en az 1 saat daha pompa müsait olmaz”. Eh bizim de daha 1 saatlik yolumuz var zaten. 1 saat sonra vardığımızda motoryata hala mazot konuyordu. Yaklaşık 20 dakika liman içerisinde oyalandıktan sonra sıra bize geldi. 165 litre depoya, 20 lt’de yedek bidona koydurup saat 11:00’de Porto Cervo limanına doğru yola devam ediyoruz.

 

devam edecek…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir