Fransa-Türkiye Transferi (III)

Sevgili Kaptanlar, Değerli Denizseverler,

Corinth kanalını da arkamızda bırakarak Atina’ya doğru dümen tutuyoruz. Yolun çoğu bitti azı kaldı. 8-10 gün zarfında İstanbul’da olmayı planlıyoruz. Şimdilik herhangi bir aksilikle karşılaşmadık. İnşallah hırçın Ege biz yaklaştıkça uysallaşıp nazikçe yol verecektir.

Roma, Ponza, Capri, Reggio Calabria, Kefalonya, Patras ve Corinth son konaklama noktalarımızdı. 1000 mili aşkın yol yaptık. Ülkemizin gösterdiği gelişme ile bir kere daha gurur duyduk.

Kısa bir süre sonra görüşebilmek ümidiyle sevgilerimi sunuyorum!

 

++++++++++++++++++++++++++++++++++++++

Ajaccio – Port Cervo Etabı, 80 mil

Hava yine sakin. Propriano’da durmak vakit kaybettiriyor. Ajaccio – Porto Cervo arası 70 mil. Ama biz önce Ajaccio – Propriano 25 mil, sonra Propriano – Porto Cervo 56 mil yapmak zorunda kalıyoruz. Arada da neredeyse 1 saatlik bir kaybımız var. Yeni bir limana girişi hava kararmadan yapmak lazım. Üstelik Sardunya Adası’nın kuzeyi ada ve kayalık dolu. Motora kuvvet gidiyoruz, zaten rüzgar da yok.

Akşamüzeri dörde doğru Bonifaccio’yu iskelemizde bırakıyoruz. Biraz üzülüyoruz göremediğimiz için, belli ki ilginç bir yer. Dik kayaların arasından yol alarak dar bir kanaldan limana erişiyorsunuz.  Her yeri gezip görebilmek için birkaç ay ayırmak lazım, o da zor tabi. “Bir daha ki sefere inşallah” diyoruz.

Rüzgar çıkmaya başlıyor, kıç omuzluktan gelen dalgalar rahat vermiyor. Neyse ki Korsika-Sardunya boğazına varmak üzereyiz. Sardunya’nın kuzey doğusundaki adaları iskelemizde bıraktık mı dalgadan kurtulacağız. Boğazda trafik düzeni uygulanmakta, biz hemen Sardunya kıyılarına yönelince trafikten kurtuluyoruz! Artık iskelede Korsika, sancakta Sardunya.

Adalar ve kayalıklar cennetindeyiz. Bir iskelede, bir sancakta çeşitli işaret şamandıraları. Hepsi ayrı bir şey söylüyor, bölgede batıklar da mevcut. Sadece şamandıralarla kalsa iyi, adalar arası gelip giden feribotlara da dikkat etmek lazım. Nereyi kollayacağımızı şaşırıyoruz. Bir de yanımızdan hızla geçen motoryat olmasa! Dalga üstüne dalga yiyoruz “hay senin…”. Ahımızı mı alıyor ne, 1 mil ötede kalıyor. Ya bozuluyor, ya sığınacak bir yer arıyor. Yanlarından geçip gidiyoruz. Sağlı sollu küçük köyler görüyoruz.

Porto Cervo’yu seçmemizin en önemli sebeplerinden biri Roma’ya direkt geçebilecek olmamız. Tabi ada ve kayalıkları da arkamızda bırakarak vakit kazanmış olacağız. Koordinatları 41°08´.24N / 9°32´.34E. Hava bastırmaya devam ediyor, vakit daralıyor. Saat 18:30’u biraz geçe marinanın bulunduğu koya giriyoruz. Artık İtalya’dayız. Yazlık olduğunu tahmin ettiğimiz şık villalar görüyoruz. Marinanın girişine gemi gibi bir motoryat bağlanmış. Şu an ıssız bir görüntü çizen Marina di Porto Cervo belli ki yazın özellikle motoryatlara ev sahipliği yapıyor. İçeride pek yelkenli görmüyoruz. Pilot kitap tonoz, elektrik, su, duş imkanı olduğunu yazıyor. 720 tekne bağlanabiliyor. VHF kanal 9’dan çağrı yapıyorum. Hava içeride de sert. Yanımıza botla gelen yakışıklı palamar yerimizi gösteriyor. Tonozu hızlıca almamız lazım. İskeleler betondan ve oldukça yüksek. Hızlı hareketlerle kıçtan kara yanaşıyoruz. Yakışıklı palamar ofisin kapanmak üzere olduğunu, acele edersek elektrik için adaptör alabileceğimizi söylüyor. Tekne evrakını getiren Benhür elime telsizi de tutuşturuyor, bir de ekliyor “ne me lazım!” Bir elimde dosya, bir elimde telsiz, bizim palamarla sohbet ediyorum. O da ne, benim telsiz sinyal veriyor, ardından da  “iyi misin” diye bir çağrı alıyorum. Ah bu erkekler :))

Kayıt işlemleri ertesi gün yapılacak. 150 Euro depozito verip kafa kadar adaptörü alıyorum. Her ne kadar Benhür birkaç çeşit adaptör hazırladıysa da elimizde bu boydaki yok! Karnımız aç, ekmeğimiz bitmek üzere, duş almamız lazım. Kritik soruları Marina Müdürü’ne yöneltiyorum. “Tuvalet ve duşların sadece biri açık, o da çekek yerinde. Yemek için merkeze gitmeniz lazım”. Geç olduğundan teknede pişirip yiyor, ardından film izliyoruz. Rüzgarın uğultusu havanın 25’leri bulduğunu gösteriyor.

Kahvaltıdan sonra kayıt işlemleri için hep birlikte ofise gidiyoruz. Tonoz, çöp, elektrik ve su için ayrı ayrı hesap tutuluyor. Toplamda 55 Euro veriyoruz. Gece 12’de ayrılacağımızı söylüyoruz. Önce 2 gece parası alalım diyorlar. Bizden itiraz gelmeyince, kendi kendilerine vazgeçip tek geceyi çekiyorlar. Niyetimiz araba kiralayıp adayı dolaşmak, eksik malzemeyi tamamlamak ve gece 12 gibi de Roma’ya hareket etmek. Dosyayı bırakmak için tekneye döndüğümüzde hemen yanımıza yanaşmış Amerikan bayraklı başka bir Beneteau görüyoruz. Onların da iskelesinde Türk bayrağı çekili! Bizimkiler bir bakıyor Bursa’dan tanıdıklar. Hoş bir tesadüf oluyor.

Marinadan 15 dakika yürüyüş mesafesindeki tek açık kiralama şirketi Europcar’ı buluyoruz. Günlük 65 Euro verip küçük bir Lancia kiralıyoruz. Zaten ellerinde başka da bir araba yok! Başlıyoruz dolaşmaya. Sanki yeşil daha bir farklı, çiçekler daha bir renkli Sardunya’da… Çam ormanları arasında daracık yollar, aralarda butik marinalar… Her yer barınak, her yer marina, sayısız tekne, eski/yeni, büyük/küçük, yelkenli/motorlu… Ada o kadar büyük ki en az 1 hafta kalmak lazım. İtalyan mutfağının açılışını da adada yapıyoruz. Öyle de özlemişim ki… Karnımız doyunca restoran sahibine market soruyoruz. Yolu bulabilelim diye kardeşini bizimle yolluyor. Böyle de yardım severler. İngilizce bilmeyenlerle Fransızca iletişim kurabiliyoruz. İki adada da iki lisan konuşuluyor.

Akşam saat 10’a kadar dolaşıp anlaştığımız üzere arabayı Europcar’ın önüne parkediyor, anahtarını da posta kutusuna bırakıyoruz!

Tekneye dönüyor, son hazırlıkları yapıyor, gece 12’de de 130 mil mesafedeki Roma’ya hareket ediyoruz. Endişemiz havanın ardından kalabilecek soluganlar…

 

devam edecek…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir