Fransa-Türkiye Transferi (IV)

Çanakale Boğazından Selamlar Sevgili Kaptanlarım, Değerli Denizseverler!

Pazar akşamı Ayvalık limanına yanaşarak resmen Türkiye’ye girişimizi yaptık. Denizde geçen uzun, keyifli, soğuk gün ve gecelerin ardından telsizden duyduğumuz Türkçe çağrıları, demli çayları, simidi, taşını, toprağını pek bir özlemişiz. Mavisiyle, yeşiliyle, duşuyla, tuvaletiyle, marinalarıyla, marketleriyle, yemeğiyle, içkisiyle, insanıyla bir başka bizim memleketimiz. Çok ilerlemiş, çok yol kat etmişiz. Ah bir de bürokrasiye çare bulduk mu…

Dümen suyumuzda 1300 mil… Birçok denizci için kısa ama bizim için uzun bir yol. Edindiğimiz tecrübe ise paha biçilmez. Çok şükür kötü bir havayla karşılaşmadık, ekibimizde uyum sorunu yaşamadık. Arkamızda sizleri hep hissettik. Amatör ruhumuzla sizlerle birlikte kazandığımız bu tecrübeleri yine sizlerle paylaşmaya çalıştık.

Pruvamızda son 250 mil… Yorgun ama mutluyuz. Bir sonrası için planlar yapıyor, Atlantik için hazırlanıyoruz. Kim bilir belki 3, belki 5 yıla, belki de hiç! Denizcinin birden fazla planı olmalı 🙂

Bizi izleme devam edin!

+++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++

 

Porto Cervo-Roma Etabı, 130 mil

Roma-Ponza Etabı, 63 mil

Gece seyirlerinin bir soğuğuna alışamadık. Yine fenerler boyunda, can yelekleri giyilmiş, vardavelalara bağlanılmış, el telsizinin biri havuzlukta, biri içeride açık, kitaplarımız yamacımızda, gözler gemilerde. Hava yine sakin. Gün boyu süren rüzgardan kalma dalga çok yormuyor, gitgide azalıyor. Rota 73° ile Roma’ya bağlı Ostia kasabasındaki Porto Touristico di Roma.

Nöbet değişimlerinde kendimizi sıcak yatağa nasıl attığımızı bilmiyoruz. Motorun sesi ninni gibi geliyor. 3 saatin sonunda sinyal veren telsiz ise öğrencilik hayatımı anımsatıyor. Annemin beni uyandırışı, hazırlanış, okul servisini beklediğim Ankara’nın soğuk kış günleri…

Sabah 8 gibi hafif hafif rüzgarı hissediyoruz. 9’da ise yelken için yeterli rüzgarı buluyoruz. Hele şükür!

Dar apaz, 15-18 rüzgarda cenova tam, ana yelken tek camadanlı başlıyoruz yeni günümüze. Akşamüzeri saat 5’e kadar, yaklaşık 70 mil yelken yaparak Roma’ya varıyoruz. Kanal 74’ten yaptığımız çağrıya gelen karşılık ile girişte oyalanıyoruz. Marina oldukça büyük, hilal şeklinde inşa edilmiş. Hemen girişte iskelemizde kalan dar yere mazot istasyonu konulmuş. Rüzgarda yanaşırken epey bir dikkat gerektiriyor. Bizim de takviyeye ihtiyacımız var ama yanaşıp karnımızı doyurmak daha öncelikli geliyor. Devam ediyoruz, yol ikiye ayrılıyor! İskelede ayrı, sancakta ayrı liman… Bekliyoruz ama ne gelen var, ne giden. Bir ara bir ıslık sesi duyuyoruz. O zaman anlıyoruz ki botla yardım yok, karadan el kol işaretleriyle yer gösteriliyor! İskelemizde kalan tarafa yönlenip iki tekne arasında dar bir yere tonoz alarak kıçtan kara yanaşıyoruz.

İşlemler için pasaportlar ile evrak dosyasını alıp ofise gidiyoruz. Ne me lazım saat 6 olmak üzere, kapatırlar, ertesi gün de cumartesi, kalırız Pazartesiye… Ne pasaport soran var, ne başka bir evrak… Elektrik-su dahil gecesi 55 Euro ödüyoruz. Internet, kartlı sistem ile çalışıyormuş, yan ofise yönlendiriyorlar ama kapalı. Tuvalet, duş ve çamaşırhane otopark ile dükkanlar arasında. 800 bağlanma kapasitesi ile Leonardo da Vinci havalimanına 9, Roma merkeze 20 km. uzaklıkta. Araba kiralama, dondurmacılar, giyim kuşam mağazaları, marin dükkanlar, aksesuarcılar, restoranlar, cafe ve barlar ile oldukça büyük bir marina.

İşlerimizi bitirip tekneyi netaladıktan sonra fazla uzaklaşmadan marinanın içindeki restoranlardan birine giriyoruz. Saati 7 etmişiz ama henüz fırını yakmamışlar. O kadar yorgun ve açız ki ne verseler yiyeceğiz, hissediyor, yer gösteriyor ve hemen aperatif bir şeyler getiriyorlar. Karnımız doydukça keyfimiz yerine geliyor. Internet şifresini de alınca yüzümüzde gülücükler açıyor! Tam kalkmaya yakın bir bakıyoruz Porto Cervo arkadaşlarımız içeriye giriyor. Aynı rotada seyre devam ediyoruz.

Ertesi gün kiraladığımız araba ile Roma’nın altını üstüne getirip yorgunluğumuza yorgunluk katarak teknemize dönüyoruz. Arabayı teslim etmeden 20 lt.lik 2 bidonla mazot takviyesi de yapmayı ihmal etmiyoruz. Beyler biraz yoruluyor ama yapacak bir şey yok. Pazar günü mazot kapalı! Bir bilgi daha vereyim özellikle İtalya’da yanaştığımız yerlerde otomatik pompaya rastlamadık. Pazar hariç 8-13, 16-19 saatleri arasında çalışıyorlar. Yoksa mazot yok!

Duşlar alınmış pür-i pak, erzak takviyesi yapılmış, depolar dolmuş, tekne temizlenmiş… Roma-Ponza seyrine hazırız.

Pazar sabah 10’da halatlar çözülüyor. Yaklaşık 63 mil yolumuz var, kısa bir ayak! Hava sakin. Deniz çok pis. Poşetler, ağaç dalları, pet şişeler, halatlar ne ararsanız var. Saat 10:40’da biz de nasibimizi alıyoruz. Önce bir küt, sonra motordan boğuk bir ses. Hemen stop ediyoruz. Su sıcaklığı 15 gösteriyor. Kim girecek şimdi suya? Tabi ki Benhür :)) Neyse ki yarım da olsa dalış kıyafeti getirmişti yanında. Henüz suya girmeden içeriyi ısıtmaya başlıyoruz. Daha seneyi devirmemişiz, hipotermiden kaybetmeyelim kocayı! Bir elimde havlu, bir elimde bıçak, halatı da hazır ettik. Oflaya puflaya önce ayak parmaklarını sokuyor. Sonra birden bırakıveriyor tüm bedenini. Ses etmiyor ama belli ki soğuk. Maskeyi takıyor, önce inceliyor. Halat dolamışız. Bıçağı veriyoruz. Katlanır pervane olduğundan biraz daha rahat. İş bitince bize hava atıyor “pek de güzelmiş su, biraz yüzsem mi?”

Saat 1 4 civarı, rüzgar batıdan biraz biraz esmeye başlıyor, 3 bofor. Motor-yelken seyrine geçiyoruz. Gözler denizde, pislik taramasında!

Akşam saat 7’ye gelirken Ponza Adası’na giriş yapıyoruz. Referans kitabına göre sezonda 6-7 tane bağlanma noktası var. Fakat sezon dışı olduğundan etrafta in yok, cin yok. Sadece liman başkanlığının önünde yeni bağlandıkları belli olan iki charter teknesi. Aynı yere yöneliyoruz. Bir görevli “demir atın, gelin” diye sesleniyor. Bağlandıktan sonra işlemler için dosyayı alıp ofise yöneliyorum. Pasaportlarla birlikte görevliye uzatıyorum. Teknenin boyunu, posunu, kaydını işliyor deftere. Pasaportlar gözüne takılıyor. Ortadan açıyor, boş sayfaya bakıyor, ne vizeye ne ilk sayfaya… Kapatıyor, gülümsüyor, “perfect” diyor ve geri uzatıyor. Sezon açılmadığından elektrik, su, duş, tuvalet yok. Ama 40 Euro ödeme var! Adada pek insan görmüyoruz. Tüm dükkanlar kapalı. Belli ki yazın sevimli ve revaçta bir yer. Buluyoruz bir balıkçı, doyuruyoruz karnımızı, gidip yatıyoruz. Ertesi gün favori adamız Capri’ye geçeceğiz.

Sabah saat 6’da güm güm biri tekneye vuruyor. Nooluyoruz, diyor kalkıyoruz. Feribot yanaşacakmış, çıkmamız lazımmış. E be kardeşim akşamdan söylesene şunu! Apar topa demir alıyoruz.

 

1 yorum “Fransa-Türkiye Transferi (IV)

  1. Enis İnal -

    Candan Kaptanım,
    Fransa Türkiye transferinin IV ten sonrasına erişemedim. Umarım devamını yazmışsınızdır.

    Cevapla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir