Fuar Gezginleri / Düsseldorf Boat Show 2011

Sevgili Kaptanlarım,
Değerli Denizciler,
 

2011’e hızlı bir giriş yapıp sınırları aştık. Nasıl oldu, kiminfikriydi hiç sormayın, biz de bilmiyoruz! Mahvolduk, perişanız, yazılarbirikti, çok keyif aldık, adapte olamıyoruz; Düsseldorf Boot 2011-Almanya, Andaman Denizi-Tayland, İstanbul Boat Show… Nihayetinde Ankara’dayız.

Talepler yüksek sesle dile getirilmeye başlayınca Pendik Boat Show’unardından tekne almak isteyenlere uygun bir program çalışmasına girdik. Ne yapsak, nasıl yapsak derken günler birbirini izledi ve yılbaşını birliktegeçirdiğimiz denizci dostlarla Düsseldorf’a kısa bir ziyaret kararı aldık. Her ne kadar maddi ve manevi zorlayacak olsa da mesleki yatırım gördüğümüzden fuara2 gün ayırıp 21 Ocak Cuma günü Almanya’ya uçtuk.

Uçak biletlerimizi, otel rezervasyonumuzu ve fuar biletlerimizi internet üzerinden aldık. Yalnız vize işleri tam bir kabusa dönüştü. Almanya’ya gidebilmek çok ama çok zorlaşmış. Evrak konusu ayrı bir paragraf gerektirdiğinden değinmemeyi tercih ediyorum!

Fuar süresince biletiniz ile toplu taşıma araçlarını ücretsiz kullanabiliyorsunuz. Yalnız süre kazanmak ve daha az yorulmak isteyenlere önerimiz fuara yakın bir otelde konaklayıp taksi ile ulaşımın sağlanması. 2günlük giriş için kişi başı 23 Euro ödedik. Kapılar sabah 10’da açılıyor, akşam 18’de kapanıyordu. 15 dakika gecikirseniz paltonuzu unutunuz, çünkü vestiyerlerde kapanıyor! Toplam 4 giriş vardı. Hangi giriş/çıkışı kullanacağınıza dikkat etmeniz gerekiyor. Her girişe, uzun kuyruklar oluşmayacak şekilde vestiyerler hazırlanmış. Cüzi bir ücret ile ister bavulunuzu, ister şemsiyenizi, ister paltonuzu bırakabiliyordunuz. Giriş kapılarından fuar haritasını temin edip, kataloğunu da satın alabiliyordunuz. Zaten o kadar büyük bir alandı ki haritasız başa çıkmak pek mümkün değildi. Neyse ki her salonun tavanına o salonun numarasının yazılı olduğu her açıdan görülebilen kocaman bir blokasılmıştı. Keşke CNR’da da böyle bir düzen olsa da hangi salonda olduğumuzu kolayca bilebilsek!

40 yılın üzerinde bir süredir gerçekleştirilen Düsseldorf Tekne Fuarı, bu yıl, Türkiye dahil 50’nin üzerinde ülke, 1600’e yakın firma ile temsiledilmiş. İnanılmaz bir fuardı diyebilirim. Her ne kadar yazılı basında bu yıl ilginin ve katılımın az olduğu ifade edilmişse de bizler ağzımız bir karış açık 17 salonu gezip bitiremedik. Daha ilk gün 1 salonun anca yarısını gezince 2012’de süreyi biraz uzatalım dedik! Söylenenlere göre 250 bin civarında ziyaretçi varmış. Bu 17 salonun bir bölümü teknelere, bir bölümü malzemeye, bir bölümü charter firmaları ve ülke tanıtımlarına, bir bölümü de su sporlarına ayrılmıştı.

Fuar alanına göz attığımızda Salon 1 ve 2’ye “trendsport/beach world” adı verilmişti. Sörf, flysurfing, kite, wakeboard, skimboard, SUP – Stand Up Paddling (sörf üzerinde ayakta kürek çekmesporu imiş),  su sporları okulları ve bu sporlar için malzeme tedarikçileri yer alıyordu. Yalnız bu alanda sadece malzeme tanıtımı ve satışı yapılmıyor, kurulmuş havuzda da gösteriler sergileniyordu! Biz gezerken çocuklara wakeboard yaptırıyorlardı. Aynı havuzda sörf gösterilerinin de yapılmış olduğu duyumunu aldık!

Salon 3 “dalış”a ayrılmıştı. Dalışla ilgili aklınıza gelebilecek herşey mevcuttu. 4m x 7m x 7m boyutlarında bir havuz düşünün. Ve o havuza 14 yaşından tutun 65 yaşına kadar deneme dalışı  yapmak isteyen herkesi giydirip sokuyorlar. Üstüne üstlük gençler arasında bir de yarışma yaptılar: suyun içinde fotoğrafları çekilirken, dipteki yapboz tamamlanacak! Belki de dünyadaki tüm dalış merkezleri, dalış okulları, malzeme tedarikçileri, sualtı fotoğraf ve film ekipmanlarının yer almasının yanı sıra bir de fotoğraf sergisi açılmıştı. Ondan hiç bahsetmeyeyim, muhteşemdi!!!

Salon 4, 5, 9, 10 ve 15 motor yat, sürat tekneleri ile jetski, şişmebotlar, RIB’ler, F1 yarış tekneleri, deniz bisikletleri gibi diğer deniz araçlarına ayrılmıştı.

Salon 6 ve 7 a ise yine motor yatlara ayrılmış olmasına rağmen bu salonlar “large-sized yachts” ve “super yachts” diye adlandırılmıştı. Örnek vermek gerekirse Azimut, Princess, Sunseeker gibi bilindik markalar ve dahaniceleri yer almıştı.

Açıkçası bu salonları arşınlamaya vaktimiz olamadı, hızlıca geçip şöylebir göz gezdirdik.

Salon 7 ise “sanat”a ayrılmıştı. Deniz konulu çalışmalar yapan sanatçıların eserleri görülebiliyor, hatta satışı bile yapılıyordu. Bir köşede yağlıboya tablolar, bir diğerinde açık deniz fotoğrafları sergileniyor, canlı müzik performansları gerçekleştirilirken biraz soluklanıp bir şeyler atıştırabiliyorduk.

Salon 10, 11, 12 malzeme ve donanıma ayrılmıştı. Dikkatinizi çekerim 3salondan bahsediyoruz. Bu salonlar tekne malzemelerinden tutun, marina aksamına, giyim-kuşamdan, hizmet sağlayıcılara ve denizcilik yayınlarına kada raklınıza gelebilecek her şeyin sergilendiği salonlardı. Bizim kıyafet pazarları gibi bildik/bilmedik marka polarları, salopetleri, bereleri, çantaları, çorapları, eldivenleri dizmiş çeşitli indirimlerle satıyorlardı. Sanırım fuar alanının en kalabalık salonları buralardı! Salon 12’nin yarısını “balık avı”na ayırmışlardı. Boy boy, dizi dizi makaralar, kamışlar, iğneler, rengarenk sırtılar vs. vs.

Salon 13 ve 14 “kano” ve “su turizmi” üzerineydi. Okullar, dernekler, marinalar, turizm acenteleri, charter şirketleri, ülke stantları… Kano mu almak istiyorsunuz, hemen havuzda deneyebiliyorsunuz.  Canınız mı sıkıldı, ya da enerji fazlanız mı var? Plaj voleybolu oynayabilirsiniz! Çocuğunuz yanınızda sıkılıyor mu? Onları oyalayacak kişiler ve oyun alanları Salon 14’teydi! Şirketlerin yanı sıra Yunanistan, Hırvatistan, Kanada, Hollanda ve Türkiye gibi bazı ülkelere ayrılmış alanlar da bulunmaktaydı. Öğrendiğimize göre bu yıl Turizm ve Kültür Bakanlığı standının sorumlusu Fethiye Deniz Ticaret Odası’ymış. Hem başkanı tanıdığımızdan, hem de birçok bildik simanın orada olması sebebiyle pek güzel ağırlandık. Sanki yıllardır görüşmüyormuşcasına uzun sohbetler… Ne de olsa gurbet!

Gelelim kendi konumuza yelkenli teknelere, Salon 16 ve 17… Bırakın Türkiye’deki fuarları, denizlerimizde bile çok az sayıda karşılaşabildiğimiz, ancak dergilerden takip edebildiğimiz markalar boy boy karşımızda sergileniyor; dokunmamıza, gezmemize izin veriliyordu. Oyuncakçıya girmiş küçük çocuklar gibi bir o tekneye, bir bu tekneye koşup durduk. Tek gövdeliler, çift gövdeliler, üç gövdeliler boy boy, ne arasanız vardı. İstanbul’da öğrendiğimize göre ne yazık ki Ataköy Marina’nın vinçleri yeterli olmadığından CNR’da gerçekleştirilen kara fuarına katamaranlar getirilemiyormuş. Oysa Almanya’da boy boy katamaranlar gezebildik, bazı teknelerin dünya prömiyerlerine şahit olabildik!

Aldığım notlara ve balık hafızama göre katılımcı marka ve modeller şöyle (mutlaka atladığım ya da bir şekilde önünden geçmediğimiz bazı marka ve modeller de olmuştur, affınıza sığınıyorum):

Amel  54

Arcona 340

Bavaria: 36, 40, 40S, 45 ve dünya lansmanı yapılan 50

Beneteau: First 30, Oceanis 50, Oceanis 54, Sense 43 ve Sense 50 (birkaç modeli daha mevcuttu)

CNB Yacht, Bordeaux 60

Comet 26 Sport

Confortina 42

Contest: 45CS ve 50 CS

Dehler: D29, D32, D35 ve D45

Delphia: 33.3, 40.3 ve 46cc

Deltania 20.5 S ve 25 S

Dragonfly trimaran: DF28 ve DF35

Elan: 210, 350, 380, Impression 444 ve 445

Far East 26

Feeling 48

Finn Yacht: Finn Flyer 42 “Avantime” ve Finn Flyer 36 “Black Flyer”

Grand Soleil 43

Hallberg Rassy: R310, R342, R372, R40, R43, R54 ve bugüne kadar üretilmiş en büyük R, dünya lansmanı yapılan R64

Hanse: 325, 355, 400, 445, 545, 630 ve dünya lansmanı yapılan 495

Hunter 39 (bir model daha vardı ama hatırlayamadım)

Imexus 28

Jeanneau: 409, 439, 39 DS, 42 DS, 54 (birkaç modeli daha mevcuttu)

Maxi

Najad: N355, N440 ve N570

Nauticat 331

Nordship 360 DS

Oyster:  46 ve 575

Pacer 376

Salona 41

Sirius 310 DS

Solaris One 44

Southerly: 32, 38 ve 42

Sunbeam: 36.1 ve 42.1

Tofinou 12

X Yacht: Xc 38, Xc 42, Xc 45, Xc 50

Pek tabi ki tüm bu model ve markaları gezme şansımız olmadı. Ancak elden geldiğince her markanın bir modelini görmeye çalıştık. Önceliğimiz ise ülkemizde göremediklerimizdi: Maxi, N57, HR64 gibi. Hoşumuza giden bir husus da her ne kadar çok sayıda Türk ziyaretçiye rastlamadıysak da stantlarda Türk temsilcilerimizin son derece aktif olarak çalışmalarıydı. Öyle ki gören teknelerin Türk yapımı olduğunu sanabilirdi.

Peki gözümüze neler takıldı? Kritik bir konu olduğundan, yazacaklarımın tamamen kişisel yorumlar olduğunun altını çizmek isterim. Takdir edersiniz kikişisel beğeniler farklılık göstermektedir.

Son dönem favorimiz olan Elan 450’de havuzluktaki gizli ışıklandırma, zarif fiber dümen simidi, sürgülü mutfak dolapları, stoperli çekmeceler ve ıslak dolabındaki süzgeç, genelde düşünemediğimiz şık detaylardan.

Dehler 45’in mobilyalarını çok beğendik, özellikle tuvaleti…

Maxi’nin işçiliği… Islak dolabının tam boy ve salon masasındaki koltuğun hareketli olması bizden artı puan almasını sağladı.

N57 hakkında ne yazsam boş. Hedef her daim bir Najad. Işıklar iki kademeli kullanılabiliyor, tuvaletler tam Türklere göre ferah, işçilik 10 puan.

Beneteau’nun yeni serisi Sense’i ise biraz yadırgadık. Kıçtaki kabini kaldırıp baş tarafa koymuşlar. Arkada doğan boşluğa ise havuzluktan giriş verilmiş “mr cihazı” gibi ranzalı, karanlık bir kabin yapılmış. Kaptan veya miçoya ayrılmak istendiğini düşünüyoruz. Her halükarda havuzlukta oturulduğu sürece orada kalan gürültüye maruz kalacak. Öte yandan tekne sahibi olarak da baş kabinde mahremiyetiniz kalmayacak, çünkü misafirlerinizde yan kamaranızda kalıyor olacak. Yine de Sense 50 hoş ve ferah bir izlenim bıraktı.

Confortina 42 çok karanlık bir tekne olmasına rağmen armatürler çok hoşumuza gitti. Her an kopya çekebiliriz!

X Yachts her daim zarif. Yalnız öyle bir buzdolabı yapmışlar ki ben birşey almaya kalksam içine düşebilirim. Seyir esnasında pek hoş bir görüntü çizmez.

Grand Soleil 43’ün tik derzlerine bayıldık: gri renkli! Bizim izbırakan siyahlardan sonra kesinlikle tercih sebebi.

D2-76 motor kullanılmış, dünya prömiyeri yapılan Bavaria 50’nin içi, 55’e göre çok daha etkin kullanılmış. Baş kabindeki yatak baza olarak da iş görüyor. Bavaria’nın neredeyse tüm modellerinde portuçlar ve havuzluk oturma alanı epey genişlemiş.

Rakamsal olarak aynı düzeyde kalan markalar arasında favorilerimiz ise Bavaria 40, Hanse 400 ve 445, Jeanneau 409 ve Elan 450 idi.

Sanırım böyle uzun bir anlatım ile fuarın ne kadar büyük bir alanda, ne kadar etkin kullanıldığını ifade edebilmişimdir. Sanat, spor, eğitim, turizm ancak böyle birlikte işlenebilirdi.

İyi ki gidebilmişiz… İnşallah hep birlikte yine gidebiliriz.

Yeni bir fuarda bir araya gelebilmek dileğiyle…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir