İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Yaz (II)

Ankara-Phuket Deniz Hattı

Denizden Kara I

30 Ocak Pazar sabahı, şirket tarafından verilen talimatlar doğrultusunda, hemen sancağımızda kalan sığlıkla çapariz vermemek için vira bismillah diyerek 80° rotaya dümen tuttuk. Niyetimiz 8° enleminin güneyinde kalan berrak denizlere kavuşmak.

Önümde harita, sanki ilk defa görüyorum. Alışmışız kıyılarımıza, harita üzerinde birkaç topuk, birkaç şamandıra, bir iki ada! 308 numaralı haritayı açtığımda ise 5 dakika öylece bakıyorum. Adalar, kayalar, 0.2 metrelere kadar düşen su seviyeleri… Ve tam o esnada bozulan chartplotter! “Temassızlıktır, yeni değişmedi mi, eyvah eyvah”. Navigatör olarak hemen ağırlığımı koyuyorum “eskiden chartplotter mı vardı? Kerteriz alırız, 308 önümde!”. Iphone’daki Navionics programına da güvendiğimi hiç çaktırmıyorum tabi! Yavaş yavaş 308’e alışıyorum, her şey kontrol altında.

İlk durak 9 mil uzaklıktaki Yao Yai Adası’nın Yao Yai Resort önü (7° 59´ 00´´N, 98° 34´ 25´´E). Rüzgar kuzey doğudan 13-15 deniz mili. Rotamızda üç adet kayalık gözüküyor. Pür dikkat kesildik aranıyoruz. Lakin önümüzde sadece apartman boyunda 3 adet dev kayalık var. Bir haritaya, bir onlara bakıyorum. Sonra hatırlıyorum ki burada kayalar hızını alamadan fışkırıyorlar sudan. Japonlar gibi hepimizin elinde bir makine ne görsek çekiyoruz.

Keyifli bir yelken seyrinin ardından 5 metreye demirimizi atıyoruz. Zaten ayrıldığımızdan beri en derin yer 20 metre. Hiç dinmeyen hafif bir rüzgar, denizi karaya bağlayan bembeyaz bir kumsal ve hemen ardından yükselen yeşilin her tonundaki çeşit çeşit tropik ağaç.

Adanın batı sahilinde demirlemeye uygun 4 ayrı nokta bulunmakta.  8° 2´ N, 98° 34´ 25´´E koordinatlarındaki Ao Labu’da 3-4 metreye demir atılabilir. Bir iki köy olmasına rağmen restoran bulunmuyor. Adanın güney batı sahilinde ise uzun bir plaj bölgesi uzanmakta. Bu bölgede feribotlar için bir iskele, birkaç köy ve bir resort daha bulunmakta. Adanın tam güney ucuna ise 4-6 metreye demir atılabilir, dip çamur. İki yakanın da bu noktalardan yarım mil uzağında Müslüman küçük balıkçı köyleri bulunmakta. Ancak gel-git sebebiyle botunuzu 1-1,5 mil taşımak zorunda kalabilirsiniz.

Demirimizi atıp, tarayıp taramadığını gözlemledikten sonra dingimizi suya indirip 2 grup halinde koya çıkartmamızı yapıyoruz. Gel-gitlerden dolayı dikkatli olup dingi için de demir atmak ve hatta iyice karaya çekmek gerekiyor. Yoksa bir bakmışsınız sular yükselince botunuz almış başını gitmiş!

Filmlerde gördüğümüz o beyaz kumlara ilk ayak basışımız işte böyle oldu. Koca kumsalda bizden başka 5-6 kişi daha ya var, ya yok. Koyun kuzey yakasında 7-8 bungalov ve bir restorandan oluşan “Yao Yai Beach Resort”u gördük, bir şeyler içmek için coşkulu İtalyan aileleri gibi bağıra çağıra restorana daldık. “Mai Tai mı içsek, Hindistan cevizi mi istesek” diye aramızda konuşurken dünyanın çoğu bölgesinde duyabileceğiniz ama burada mümkün değil tahmin edemeyeceğiniz soruya pek bir hazırlıksız yakalandık: “Türk müsünüz?”. Nasıl yani? Tayland’ın ufacık bir adasındaki tek Türk’ün mekanına mı geldik? Ve üstelik adaya ayağını basan ilk Türk denizciler de mi biziz? Eh dünya küçük diye boşa dememişler.

Malatya Darendeli Hamza bundan 8 yıl evvel Tayland’a gelip Ko Yao Yai’de toprak alıp bu “resort”u kurmuş. Biz de sanki aylardır gurbet ellerdeymişiz gibi adama bir sarılıp öpmediğimiz kaldı. “Hamza Bey var mı bir isteğiniz, sucuk getirelim, beyaz peynir verelim, kayısı… derken Hamza Bey’in zaten her şeyi Pukhet’ten bulduğunu hatta kayısının bile Malatya’dan olduğunu öğrendik. Hafiften bozulmadık değil hani! Lakin bize bir gününü ayırıp pikabıyla adayı dolaştırdığı, birçok bilgi verdiği için hemen unuttuk tabi, fotoğraflar çektirdik, bambudan yaptığı duşta serinledik.

Kendisinden aldığımız ilginç bilgiler ise şöyle:

→ Adada yaklaşık 10.000 kişi yaşıyor, buna karşılık sadece 1 hastane ve 1 polis bulunuyormuş. Hastanede zaten Hamza Bey’in ön ayak olmasıyla yapılmış. Polis devletin atadığı bir memur olmasına rağmen ağalık sistemi ağır bastığı, hırsızlık, ölüm gibi konular bu düzende çözüldüğü için pek bir iş düşmüyormuş.

→ Yengeçler nikotin tüketiyorlarmış. Buldukları sigaraları içebiliyorlarmış.

→ Hindistan cevizi aşırı derecede östrojen içeriyormuş. Çok tüketilirse erkeklerde sorunlar olabiliyormuş! Bu sebeple de “lady boy”lar toplumda hiç dışlanmıyor, normal karşılanıyormuş.

→Kauçuk üretimi başlıca geçim kaynaklarından biri. 4 ağaçtan günde 1 kg. kauçuk çıkabiliyor. Kilosu 4 Avro’ya yani 160 Baht’a satılıyor. Geçinecek imkanları olduğu için de Ada halkı başlarının çaresine bakabiliyor, devletten hiçbir beklentileri olmuyormuş. Bir kauçuk ağacı ekildikten ancak 7 sene sonra, 20 yıl boyunca sadece geceleri mahsul verebiliyormuş.

→ Hindistan cevizlerini ağaçlardan maymunlar topluyormuş. Hatta maymunlar bu konuda eğitiliyor ve böylece olmuş ile ham meyveyi birbirinden ayırt edebiliyorlarmış. Bu sebeple de maymunlar kıymete biniyor, iyi bir maymunun fiyatı 30.000 Baht’a kadar çıkabiliyormuş. Böyle bir maymuna sahip olan kişi de hayvana iyi bakıyor, maymun birçok insandan çok daha konforlu bir hayat sürebiliyormuş.

→ Erkekler genelde oturur, kadınlar çalışırlarmış.

→ Doğanın rengindeki hayvanlar zararsız, fakat farklı renktekiler son derece zararlılarmış. Cobra yılanı milli hayvanları ve “King Cobra” şeklinde anılıyormuş.

→ Ekmek yerine pirinç tüketiyor, hatta acıktıklarında “pirincim geldi” diyorlarmış.

Bir sonraki durağımız yaklaşık 20 deniz mili mesafedeki meşhur Maya Beach’in bulunduğu Phi Phi Adaları. Hava 15-17, güzel yelken yapıyoruz. Yalnız adaların tepesinde yağmur bulutları toplaşmış bekliyor! İlk durak ağabey Phi Phi Don. Kuzey yakası mı, güney yakası mı derken nispeten sakin olan, ticari araçların girmediği ve kuzeydoğu rüzgarına kapalı olan 7° 45´ 15´´N, 98° 46´ 15´´E koordinatlarındaki “Monkey Beach” (maymunlar kumsalı) ile Lohdalum koyu arasına demirimizi bıraktık. Her ne kadar kumsalda vahşi maymunların yaşadığı söylense de biz sadece seslerini duyabiliyoruz. Bunda kumsala gelip giden düzinelerce günübirlik teknenin etkisi olduğu da aşikar.

Lohdalum koyunun en büyük sıkıntısı 400 metre kadar çekilebilen denizi! Demiri Monkey Beach hizasına, en az yarım mil açığa atmak gerekiyor. Botunuzla karaya çıkarken su derinliğine çok dikkat etmek gerekiyor. Dip yer yer mercan kayalıkları, su çekildiği anda ortaya çıkıveriyorlar. Tabi tüm bunları bilmemize rağmen ilk akşam deniz seviyesinin yüksek olması sebebiyle de bastık plaja yanaştık. Botumuzu taşıdık, demirimizi attık. Adada yaş ortalaması 20, o da bizim yaşların 40’a dayanmasından! Tek katlı, kapısı bacası olmayan dükkanlar, restoranlar diyarı. Dünyanın her yerinden gençler gelmiş, çıplak ayak dolaşıyorlar. Gecenin ilerleyen saatlerinde eğlence başlıyor, küçük kum kovalarına döktükleri kokteylleri içerken plajdaki poi dansçılarına eşlik ediyor, bir süre sonra da kendilerinden geçiyorlar. Kavga yok, gürültü yok, sadece müziğin ritmi… Dönüşte bir bakıyoruz bizim bot karada demirlemiş. Tabanı fiber, taşı 400 metre! Hadi oflaya poflaya taşıdın, bir de gece vakti yüzeye çıkan mercan kayalarına çarpmadan tekneye dön. Zor oldu ama başardık, tecrübe kazandık. Çıkardığımız bir başka ders ise gece gündüz yanımızda mutlaka kuvvetli bir fener, boynumuzda bir düdük olması. Thai’li bazı denizciler seyir fenerleri kullanmadan denize çıkıyorlar.

Ertesi sabah erkenden Phi Phi Ley adasına doğru yola çıkıyoruz. Hepimiz Leonardo di Caprio’nun Kumsal filmini seyretmiş, manzaranın büyüsünü bekliyoruz. Kendimizi küçücük hissettiren dev kayalıklar arasından girişe yaklaşıyoruz.  Önce bembeyaz kumsal ve hemen bittiği yerde başlayan orman dikkatimizi çekiyor.  Deniz mavi mi, yeşil mi, turkuaz mı karar veremiyoruz. Karşımızda Maya Beach. Müthiş bir manzara. Girişin hemen sağında 5-6 adet tonoz atılmış. Boş bir tane yakalıyor ve kendimizi o muhteşem sulara bırakıyoruz. Sabah saat sekiz olmasına rağmen gelmeye başlayan günübirlikçiler biraz canımızı sıkıyor. Niyetimiz gece burada konaklayıp gün doğumunda koyun tadını çıkarabilmek. Saat 10 civarı botumuza atlayıp adayı gezmeye gidiyoruz. Ada milli park olduğundan giriş ücretli, kişi başı 200 Baht. Daha o saatte iğne atsan yere düşmez, öyle kalabalık. Biraz yüzüyor, rengarenk balıkları fotoğraflıyor, doğanın tadını çıkartıyoruz. Etraf iyice kalabalıklaşmaya başlayınca ada turu yapmaya karar veriyoruz. Tabelalarla gidilebilecek yerler sınırlandırılmış. Fazla gezecek yer yok, her milletten insan var. Zaman zaman kulağımıza Türkçe bile çarpıyor. Plaja geri dönüyoruz. İşte ne olduysa o zaman oluyor. Ekip üyelerimizden biri kumsalda çıplak ayak yürürken topuğuna enjektör batıyor. Alıyor bizi bir panik. Yüzler bir karış. Kimin, ne iğnesidir bilinmez. Hemen tekneye dönüyoruz. Saat Türkiye’de henüz sabahın 5’i, kimseyi bulamayız. Zaten telefonlarımız da çekmiyor koyda. Phi Phi Don’a geri dönelim, vakit geçer, Türkiye’deki doktorlarımızı arayalım, gerekirse geri dönelim! Şartlar kimsenin hoşuna gitmediği için Phuket’te bir doktora görünmek aklımızın ucundan geçmiyor. Adanın güney sahili olan Ton Sai Bay’e şöyle bir bakıyoruz. Gidip gelen teknelerden çok sallanacağımızı düşünüp yeniden Lohdalum’a yöneliyoruz. Telefon çekmeye başlıyor, doktorlar aranıyor. “Bir şey olmaz, tatilinize kaldığınız yerden devam edin, ayağınızdan terliği eksik etmeyin” mesajları geliyor. Rahatlıyoruz, ama tekrar oraya dönmek istemiyoruz. Henüz erken bir vakit olduğundan gündüz gözü adayı gezmek üzere botu indiriyoruz. Bir de ne görelim denizde yol boyu kayalıklar. Ne de tehlikeli bir iş yapmışız bir önceki akşam! Ben botun önünde, Benhür motorda mücadele veriyoruz: İskele, hemen sancak, bir daha iskele, aman yavaş, dur, devam! Bu arada bizim melek balıkları, papağanlar, soytarılar cirit atıyor suda. Onlara mı bakayım, kayalıklara mı şaşırıyorum. Botumuzu zar zor 400 metre taşıdıktan sonra demirini de atıp ada turuna başlıyoruz. Referans kitapta manzara seyri için çıkılması gereken bir tepeden bahsediyordu. Hedef orası. Dalıyoruz sokaklardan birine. Burnumuza tanıdık bir koku geliyor, takip etmeye başlıyoruz “aaaa döner”. “Hadi canım, yok artık, Yunanlıdır” diye konuşurken Türk olduğu her halinden belli bir adam çıkıyor karşımıza. Adı Ali, Tokatlı. Almanya’da yaşayan bir arkadaşı tutmuş elinden, “restoran işleteceğiz” deyip bizden 1,5 ay evvel getirmiş Phi Phi Don’a. Kurmuşlar bir tezgah, dil de bilmiyor. Çat pat sattıklarının İngilizcesini öğrenmiş, anlaşmaya çalışıyor. Hemen çaylar demleniyor, dönerler ikram ediliyor. Kan bu işte, çekiyor Türk Türk’ü!

Yola devam… 565 basamak ve bir sürelik yürüyüşün ardından ilk tepeye erişiyoruz. İlk şaşkınlık. Çıkmaya devam ikinci tepe, daha büyük bir şaşkınlık. “View Point”e çıktığınızda tüm adaya hakimsiniz. Muhteşem!

Ekibimizin keyfi yerinde, ama dönüş yaklaşıyor. Bir sonraki uğrak noktamız Ko Khai Nok (7° 54´ 00´´ N, 98° 31´ 00´´ E) ve kardeşi Ko Khai Nai. Adadan ziyade belki de kum bankı demek daha doğru olur. Denizden baktığınızda hafif bir yükselti olarak görüyorsunuz. Demirleme sadece gündüz vakti, gece konaklamaya uygun değil. Ziyaretçiler için birkaç tonoz atılmış, eğer boşta bulunmaz ise 10-15 metreye demir atmak gerekiyor. Dolayısıyla adalara gitmek istendiğinde konaklama için Yao Yai Adası tercih edilmelidir. Bu adalarda birkaç restoran, dalış okulu, şezlong servisi ve hediyelik eşya dükkanından başka bir şey yok. Ama denizi de, kumsalı da muhteşem. Adaların hemen yakınında bulunan mercan kayalıklarına tüple dalış yapabiliyor ya da şnorkel ile izleyebiliyorsunuz. Gerçi sahillerinde yüzerken bile rengarenk balıklar size eşlik ediyor, hatta muz ile besleyebiliyorsunuz. Evet, bildiğimiz muz ile beslenen balıklar mevcut! Yalnız bu adalar da Phuket’ten gelen günübirlik sürat tekneleri için oldukça popüler bir yer.

İlk ekibimiz son günlerini Phuket’te fil safari ve tapınak gezerek geçirmeyi tercih ettikleri için Cuma sabahı marinaya dönüyoruz. Karada hızlıca geçen bir günün ardından eşyalar toplanıyor, son hazırlıklar yapılıyor ve ertesi sabah erkenden vedalaşılıyor.

Bizi ise ilk ekibi yolcu etmenin hüznü ile ikinci ekibi karşılamanın heyecanı sarıyor. Bu hafta için önce lagünler bölgesi kuzeye sonra, adanın tam güney ucuna geçip uzun bir seyir planlıyoruz. Ko Phanak, Ko Roi, Ko Kudu Yai, Ko Hong, Krabi Sheraton sahili, Ko Dam Hok (Chiken Island), Ko Racha Noi ve Racha Nai gezip, göreceğimiz yerler…

Sürecek…

 

(Bu yazım NAVİGA Dergisinin 93.sayısında Haziran 2011 ‘de yer almıştır. http://www.navigamagazin.com/say-93-haziran-2011.feed?id=283&type=atom )

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir