Okyanusa Hazırız, Yeni Zelanda

Yeni Zelanda’ya Doğru

 

Sevgili Kaptanlarım, Değerli Denizseverler,

Bir yıllık aradan sonra yurtdışı programlarımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Aslına bakarsanız bizim ufaklık henüz 16 aylık olduğundan bu yılı da pas geçmeyi düşünüyordum ama çok değer verdiğimiz bir Kaptanımız arayıp da “biz hazırız, siz nereye biz oraya” deyince Benhür’ün gözleri ışıldadı. “Yeni Zelanda” diye tutturdu, ne zamandır aklındaymış! “Yapma, etme, el kadar çocukla o kadar saat nasıl uçacağız?”… Ne dediysem nafile!

Başladım araştırmalara… Ülke nefis, tekneyi kiralayacağımız şehir olan Auckland’ın bir diğer adı “city of sails”. O kadar yelkenciler yani! Dünyanın en yaşanabilir ilk 10 şehrinden biri. Lakin kiralık tekne bulmak hiç de kolay olmuyor. Katamaranlar hep 45 ft. üzeri. Zaten pahalı bir ülke, dönüyoruz tek gövdelilere. Onda da durum kısıtlı ya Kaptanlı veriyorlar, ya da küçük tekneler… Neticede 46 ft. bir Bavaria’yı Türkiye’dekinin iki katından da fazlasına bağlıyoruz.

Herşey iyi güzel derken ödeme günü Benhür’ün gözlerini ışıldatan ekip gelmekten vazgeçtiğini bildiriyor. Hikaye uzun, lafı uzatmayayım tam üç kere ekiplerimiz değiştikten sonra seyahat programımız kesinleşiyor. Fakat bu sefer de THY’nın bilet fiyatları almış başını gidiyor. Daha da kötüsü Uluç’tan dolayı, Bangkok’ta yolu bölerek Yeni Zelanda’ya uçmayı planlıyorduk. THY bu uçuşu Malezya Havayolları’yla ortak yapıyordu ve bizim dönmeyi planladığımız gün ortaklıkları sona eriyormuş, o gün İstanbul’a dönme şansımız kalmıyormuş. Tekneden de erken ayrılamayacağımıza göre havayolunu değiştirmemiz gerekiyor. Bebek olmasa sorun değil, her türlü uçulur. Aklımıza dünyayı tersten dönmek geliyor. Madem uçuşların hepsi pahalı, biz de Los Angeles üzerinden gidelim diyoruz. Önce 10 saat geri gideceğiz, sonra tarih hattını aşıp 2 günde 9 saat ileriye. Anlayacağınız durum biraz karışık!

Uçak biletlerimizi alıyoruz (fiyatlar dudak uçuklatan cinsten!), otelleri tutuyoruz, arabaları kiralıyoruz ve 17 Aralık günü internet üzerinden vize başvurularımızı tamamlıyoruz.

Gitmeyi planlayanlara biraz bilgi vereyim. Gitmeyin, boşverin, internetteki fotoğraflarla avunun! Şaka bir yana, kağıtla başvuruyu kaldırmışlar. Bazı sorular resmi belge, bazıları ise beyanla cevaplanıyor. Sorular efsane! “Ülkenizde askerlik yapmak zorunlu mu?” “Evet”, “O zaman askerlik belgelerinizi yükleyiniz”. Kardeşim kadınlara zorunlu değil, ne belgesi yükleyeceğim; hadi kendimi geçtim 15 aylık bebeği ne yapalım? Bir diğer soru “okuduğunuz okul?” Cevaplıyorsunuz, bu sefer ondan önceki okulu soruyor, hepsinden belge istiyor. “Parmak izi verdiniz mi?”, “Evet”, “gün, ay, yıl” belirtiniz. Ne bileyim ben!

Bezdik mi? Bezdik. Ne bilelim eziyetin daha başında olduğumuzu! 2 gün uğraşıp “teslim” kutucuğuna tıkladık. Sonra da başladık vizeleri beklemeye.

Ne beklersiniz? Sürse sürse 15 gün, değil mi? Hadi christmas, yılbaşı, 1 ay olsun. Bir vize başvurusunun değerlendirmesi 1,5 sürer mi?
Ocak’ın 19’unda Mumbai’den bir telefon alıyorum: Yeni Zelanda vize merkezi “niye gidiyorsunuz” diye soruyor. Kafayı yiyeceğim. Teknenin kontratını eklemişim, Ankara Deniz Kulübü’nden yazımızı koymuşum, daha ne soruyorsun? “Biz her sene gidiyoruz canım” dedim, “nerelere gittiyseniz, oraların da vizelerini kopyalayıp başvurunuza ilave edin. Amerika, Bahamalar, Seyşeller, Tahiti, Tayland, bir sürü Schengen vizemiz var, fakat dünyanın bir ucundaki Yeni Zelandalıları kaçmayacağımıza ikna edemiyoruz! Geliyor Ocak’ın 25’i, hala ses yok. Kaldı bir hafta, delireceğiz. Arıyoruz elçiliği, arıyorlar tarıyorlar “vizeniz çıkmış, yarın pasaportlarınızı getirin” diyorlar. Salı günü götürüyorum, görevli kadın “size Dubai bakıyorsa belki Perşembe (28 Ocak) alabilirsiniz; Mumbai bakıyorsa ancak Pazartesi (1 Şubat)”. “Ama biz o sabah Amerika’ya uçuyoruz”. “Sabah 8:30’da alırsınız”. “Arkadaşım sabah 9:10’da uçak, nereye alıyorum!”.

Aklınız karıştı, değil mi? Yeni Zelanda’ya giderken Hindistan’ın veya Birleşik Arap Emirlikleri’nin ne işi var? Şöyle ki Yeni Zelanda’nın vize merkezi Mumbai’de ama Türkiye’ye bakan birim Dubai’de!

Velhasıl sinir küpü içerisinde Perşembenin gelişini bekliyoruz. Benhür sabah 9’da gidiyor Elçiliğe.. Epey bir bekledikten sonra lütfedip pasaportlarımıza 3 aylık vizelerimiz basılıyor. Basılıyor dediğim, kargacık burgacık el yazısıyla doldurulmuş bir form; ne bir imza var, ne de kaşe!

Benhür de soruyu patlatmış: “Maaşınız ne kadar acaba, 15.000 Dolar vardır inşallah?” Kadın şaşırmış tabi, “niye sordunuz ki?”. “Bu kadar küfür yediğinize değsin de o yüzden” :))

Bakalım 16 aylık, yerinde duramayan bir bebekle 14’er saatlik uçuşlarımız nasıl geçecek, jetlag olacak mı, biz olur o olmazsa bizim durumumuz ne olacak, anneannesi olmadan biz çocuğa bakabilecek miyiz, araba bile tutarken okyanus dalgalarına nasıl bir tepki verecek? Kısaca zor bir ay bizi bekliyor!

Elden geldiğince sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Zaten denizi, tekneyi, yelkeni, fotoğraf çekmeyi ve tabi yazarak sizlerle paylaşmayı çok özlemişim. Seyirde başaramazsam, dönüşte görüşmek üzere…

Sevgiyle kalın,

Candan & Benhür & Uluç

 

_MG_1702

Yeni Zelanda, Queenstown

_MG_1744

Yeni Zelanda, Queenstown, Kawau Köprüsü

_MG_1821

Yeni Zelanda, Queenstown, Milford Sound’a doğru

IMG_2185

Yeni Zelanda, Milford Sound

IMG_2174

Yeni Zelanda, Milford Sound

_MG_2835

Yeni Zelanda, Hauraki Körfezi

IMG_2561

Yeni Zelanda, Hauraki Körfezi, Waiheke Adası

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir